Taha KETENCİ E-Blog M-Blog

21 Şubat 2010 Pazar

Diksiyon E-Diksiyon!

Yöneticiler için diksiyon...


Kendimizden bahsetmeyi pek sevmiyoruz. Övünmek manasında değil, ama anlatmak ve paylaşmak anlamında zaman zaman kendimizden de bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. Böyle düşünmemin sebeplerinden biri de diksiyon eğitimi.

Diksiyon; yani seslerin, sözlerin, vurguların, anlam ve heyecan duraklarını kurallarına uygun olarak söyleme biçimi, Türkçe eğitimimizde hep ihmal edilmiş bir husus. Diksiyon ismi, dilimize Fransızcadan adapte edilmiş bir kelime olup, konuşulan dilin incelenmesi ve kullanılması bakımından bilim olmakla birlikte; tiyatroda duru, açık vurgulama ve çıkaklara tam uyarak konuşma bakımında önemli bir bilim ve eğitimdir.

Bu hususu fark ettiğimde kafama takılmıştı daha o yıllarda. Örgün eğitim kurumlarımızda yıllar geçirdim, ama hiç kimse bana Türkçe ile ilgili böyle bir eğitim vermedi! Yıllar sonra kendi gayretlerim ve çabalarımla öğrendim. İşte o zamanlar kafama kazınan bir konu idi bu; ‘Türkçenin diksiyon eğitimi’ de olmalı, hatta daha ilkokul sıralarında verilmeli diye.

İş hayatı ile iyice içli dışlı olunca dikkatimi çeken konu ise, bu kadar örgün milli eğitime rağmen, ortak bir dil ve söyleniş olmadığını ve bunun iletişim sorunlarına neden olduğunu fark etmiştim. Hep söylerim, teknoloji ve sistemler ne kadar gelişirse gelişsin, en temelde hep insanla insan karşı karşıyadır. Ve insanlar ‘dil’ ile iletişim kurarlar, ister yazılı ister sözlü olsun. Dahası diksiyon ve tiyatro eğitimi aldığımda öğrendim ki, insanlar imgelere verdikleri anlamlar aracılığı ile, yani ‘dil’ ile düşünüyorlarmış!!!

Yönetimin temel araçlarından biri de iletişim hiç kuşkusuz. Sürekli iletişim halindeyiz, verici (kaynak) yada alıcı (hedef) olarak devamlı bir iletişim içindeyiz. Ve bu iletişimin sorunsuz, doğru ve anlamlı olması gerekiyor. Ne tekim, zaman paradır. Hata ise hiç istenmez. Böyle olunca iş hayatında iletişim birden en önemli araç haline geliveriyor. İletişimin temel zemini ise ‘dil’ ve en temel kullanımı da konuşma. İş’te iletişim sorunlarının giderilmesi, temel çabalardan biri olmalı haliyle. Bu düşüncelerle, en nihayet bilgilerim ve fikirlerim netleştiğinde, bu sorunun teşhisini koymak, alenen ifade etmek ve bu sorunu gidermek için eğitim çalışması yapmaya karar verdim.

O vakte kadar diksiyon eğitimi denildiğinde, spikerler ve spikerlik eğitimleri akla gelirdi. Tiyatro çalışmalarının da olmazsa olmazı elbette. Onun dışında iş hayatına dönük tiyatro temelli, düşünce sistemlerini içine alan ve sadece kürsüde konuşmak için değil, hayatın tamamında kullanılmak için diksiyon eğitimine hiç rastlamadım o güne kadar. Yada benim bilgim olmadı.

Diksiyon eğitiminin, drama ve tiyatro bilimi ile birlikte olması gerektiği, tek başına söyleyiş eğitimin işe yaramadığı da öğrendiğim ve tecrübe ettiğim diğer bir husustu. O vakit, iyi tiyatro temeli olan bir eğitmen eşliğinde diksiyon eğitimleri yapmak için çalışmalara başladım. Hedef mi? Yöneticiler için diksiyon eğitimi. ‘Okumuş, yaşını başını almış insanlara bu eğitim gereksiz olur’ diyenler oldu elbette. Ama o kadar gerekli idi ki.

Tiyatro yönetmeni Umıt Baykurtallp’le tanışmam bu fikirlerimi icraata dökmek için bir başlangıç oldu. Önce; fikirlerimi, düşüncelerimi, yaşadığım tecrübeleri ve gözlemlerimi paylaştım kendisi ile uzun uzun. ‘Neden yöneticiler için diksiyon eğitimi?’ sorusunun cevabını aradık birlikte. Sonra; üç ay süren seri oturumlarda, Tiyatro temelli bir diksiyon eğitiminin müfredatı oluşturuldu. Yıllar süren araştırma, bilgi toplama, öğrenme ve gözlem çalışmalarının üstüne, üç aylık bir ar-ge çalışması yaptık yöneticiler için diksiyon eğitiminin müfredatını oluştururken. 2005 yılı yazı böyle geçti. ‘Bilgi ar-gesi olur mu?’ diyenlere bir örnek..

Yöneticiler için diksiyon eğitimini ve müfredatını duyurduk tüm Türkiye’ye. Gülüp alaya alan azınlığa karşın, çok takdir topladı çabamız ve eğitimimiz. ‘İsabetli ve gerekli bir çalışma olduğu övgülerini’ duyduk. Ve en nihayetinde peş peşe diksiyon eğitimi yapmaya başladı başkaları da. Eğitim firmaları için yeni bir pazar açtığımızı o zaman fark ettik. Büyük ve ticari bir pazar oluverdi birden bu çalışma. Eğitim ve danışmanlık firmaları birer ikişer müfredatlarına aldılar bu eğitimi. Diksiyon eğitimi furyası başladı...

Denizli’den yerel bir çabanın, ulusal bir pazar oluşturması; öncü olmak, örnek alınmak ve taklit edilmek, güzel ama!!!

Peşimizden gelen eğitimler salt ticari yaklaşımda ve içerikleri sulandırılmış halde oldu. Bizim ilk başta yola çıktığımız hedef dikkate alınmadı taklit çalışmalarda. Dahası, yetkin ve yeterli eğitmenler görmedim çoğunda. Spikerlik eğitimin yöneticilere sunulan versiyonu gibiydi çoğu. Drama ve tiyatro temeli ihmal edilmiş, düşünce sistemleri gibi temel unsurlar yok sayılmıştı. Salt kürsüde konuşma eğitimi olarak sunulanlarını bile gördüm.

Bu sebepten; bir taraftan bu eğitimlerin öncüsü olmak, örnek alınmak, taklit edilmek hoştu ama, bir taraftan da, böyle önemli bir çalışmanın peşimiz sıra ticari kaygılarla basite indirgenmesi ve sulandırılmasından da sorumluluk payı çıkarıyorum kendime ve üzülüyorum.

Bu tür eğitim çalışmaları, özel sektör için elbette ticari bir iş. Ama konunun sorumluluk, dürüstlük ve yeterlilik boyutu hiç ihmal edilmemelidir.

Etiketler: , , , ,

7 Şubat 2010 Pazar

Türkiye E-Ticaret Araştırması – Ocak 2010 / Ali Altug Araştırmalarından

13 Ocak’ta gerçekleştirdiğimiz Webrazzi Gündem: E-Ticaret toplantısında katılımcılarımıza dağıttığımız E-Ticaret Araştırmamızı sizlerle paylaşmak istedik. Araştırma verileri Dataprofil tarafından Türkiye’nin 81 ilinden 2070 kişinin katılımıyla internet üzerinden anket yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma grubu bugüne kadar internet üzerinden en az bir kere alışveriş yapmış kişilerden oluşmaktadır.

Araştırmaya katılanların %63‘ü erkek, %37’si kadın. Katılımcıların %51‘i 23-30 yaş arasında, %34‘ü 31-40 yaş aralığında diğer yaş gurupları ise %15‘i oluşturmakta. Ankete katılanların çalışma durumlarına bakacak olursak büyük çoğunluk olarak %59‘u “Ücretli Çalışıyorum” cevabını vermiş, %26’sı Çalışmıyor, %13‘ü “Kendi hesabıma çalışıyorum” cevabını verirken “Diğer” %2‘lik kısmı oluşturuyor.


Anketin “Son 1 yıl içinde internet üzerinden kaç kere alışveriş yaptınız?” sorusuna katılımcıların %44‘ü 1-3 kere cevabını verirken, 3-5 kere %22, 5-10 kere %15, 10′dan fazla cevabı ise %19 sefer verilmiş. Online alışverişi tercih etme sebebiniz nedir sorusuna verilen cevaplarda ise “Düşük fiyat” %25 ile en çok tercih edilme sebebi olarak gösterilmiş. İkinci en çok tercih edilme sebebi ise %21 ile “Zaman Tasarrufu” olmuş arkasından ise %20 ile “Ürün Çeşitliliği”, %17 ile “Detaylı inceleme fırsatı”, %4 ile Tedarik Süreci, %3 ile Müşteri İlişkileri, %10 ile Hepsi seçeneği son sırada geliyor.




Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz online alışverişlerde hangi ödeme tipini daha çok tercih ettiniz?” sorusuna katılımcılarımız %83 ile en çok “Kredi Kartı” cevabını vermiş. Katılımcılarımızın %16’sı “Havale”, %1‘i ise “Mobil Ödeme” yöntemiyle ödeme yaptığını belirtmiş. “İnternet üzerinden alışveriş yaparken alışveriş başına ortalama harcamanız ne kadardır?” sorusuna ise katılımcılarımızın %5‘i 25 TL’den az, %12’si 25 TL – 50 TL, %27’si 50 TL – 100 TL, %32 100 TL – 250 TL, %16’sı 250 TL – 500 TL ve %8‘i de 500 TL’nin üzerinde alışveriş yaptığını belirtmiş. Bu sorudan anlaşıldığı üzere online alışverişi tercih edenlerin %59 gibi büyük bir çoğunluğu 50 TL ile 250 TL arasında ortalama alışveriş yapıyor.



“Online alışveriş yapacağınız siteyi seçerken en önemli kriter sizin için aşağıdakilerden hangisidir?” sorusuna katılımcılarımız %30 ile en çok “Tanıdığım firma” yanıtını vermiş. Onu takiben %11 ile “Düşük Fiyat” en çok tercih edilen ikinci kriter olurken %9 ile “Ürün Çeşitliliği”, %6 ile “Ücretsiz Kargo Seçenekleri”, %6 ile “Müşteri Hizmetleri”, %3 “Hızlı Tedarik İmkanı” kriterlerini seçerken ilginç bir şekilde katılımcılarımızın %35‘i tüm kriterlerin önemli olduğu düşünerek bu soruya “Hepsi” cevabını vermişler.

“İstediğiniz ürünü satın almadan önce araştırmasını nasıl yapıyorsunuz?” sorusuna katılımcılarımız %58 ile en çok “İnternet üzerinde arıyorum” cevabını vermiş. İnternetin ardından %17 ile “Arkadaşlarıma soruyorum” yine %17 ile “Mağazalara giderek inceliyorum” gelirken en sonda ise %8 ile “Dergi ve gazetelerde araştırıyorum” cevabı verilmiş. Buradan da alışveriş öncesi araştırmanın çoğunlukla internet üzerinden yapıldığını söyleyebilir, bu sebeple de online görünürlüğün öneminin son dönemlerde ne kadar arttığının altını çizebiliriz.



Katılımcıların %63‘lük bölümü “Eğer kredi kartı yerine kapıda ödeme seçeneği sunulmuş olsaydı daha çok alışveriş yapar mıydınız?” sorusuna Evet yanıtını verirken %37‘lik bir azınlık Hayır yanıtını vermiş. Bu cevaptan katılımcıların sorununun internetten alışveriş yapmakta değil ödemeyi online olarak yapmakta olduğu yorumunu yapabiliriz.

Benzer bir soru olan “Eğer kredi kartı yerine SMS ile ödeme seçeneği sunulmuş olsaydı daha çok online alışveriş yapar mıydınız?” sorusuna %63‘lük bir kesim “Hayır” yanıtını vermiş, %37‘lik kısım ise SMS ile ödemeyi kullanabileceğini dile getirmiş. Bu iki soruya verilen cevaplar gösteriyor ki katılımcıların büyük bölümü sanal bir ödeme işleminden çekiniyor ve kontrolleri dışında oluşabilecek otomatik ödeme işlemleri konusunda güvensizlik duyuyor.


nternet üzerinden en çok alışveriş yapılan ürün tipini belirlemek için sorduğumuz “Aşağıdaki kategorilerden bugüne kadar online alışveriş gerçekletirdiklerinizi işaretler misiniz?” sorusunda katılımcılarımızın %26.70‘i Elektronik/Bilgisayar seçeneğini işaretlemiş.

Elektronik eşya’nın arkasından %13 ile Kitap gelirken, üçüncü sırada %12.76 ile Giyim kategorisi geliyor. Giyim ürünlerinin internet üzerinden bu kadar yoğun olarak satın alındığı pek tahmin edilmese de aslında geçtiğimiz yıl içinde açılan Markafoni, limango, Pabbuc gibi sitelerin kısa sürede karlı birer iş haline gelmesi bunun en büyük göstergesiydi.

“Daha önce online alışveriş yaptığınız bir web sitesinde aradığınız ürünü bulamazsanız sitedeki alternatif ürünleri değerlendirir misniz?” sorusuna katılımcılarımızın %55‘i “Evet, alternatif ürünleri değerlendiririm.” şeklinde cevap verirken, %45‘lik kesim “Hayır, aradığım ürünü bulmak için başka bir web sitesi ararım” cevabını vermiş.

“Online alışveriş yaptığınız web sitesi size satın aldığınız ürünle ilgili olabilecek farklı ürünler de önerirse değerlendirir misiniz?” sorusuna katılımcılarımızın %79‘u “Evet, değerlendiririm” yanıtını verirken, %21‘lik kısım “Hayır, ilgilenmem” cevabını vermiş.


“Online alışveriş yapacağınız web sitesindeki ürün yorumlarını satın almayı düşündüğünüz ürün ile ilgili kararlarınızı etkileyebilir mi?” sorusuna katılımcılarımızın %87’si “Evet, kullanıcı yorumları ürün tercihlerimde önemlidir.” cevabını verirken, %13‘lük bir kesim ise “Hayır, kullanıcı yorumları benim için önemli değil.” cevabını vermiş. Ancak bu tabloya rağmen, hem hali hazırdaki popüler online alışveriş sitelerinin hem de bu alana özel olarak hizmet veren sitelerin henüz kullanıcı yorumlarını çok ön planda tutmamasını düşünmek gerekiyor. Bu verilerden yola çıkarak ürün inceleme ve kullanıcı taraflı yorumlama hizmetlerinin önemli bir fırsat yarattığını söyleyebiliriz.

Katılımcılarımız “Online alışveriş yapmak için incelediğiniz web sitesinde, diğer müşterilerin en çok satın aldıkları ürünler, ürün seçiminizi etkiler mi?” sorusuna %67 oranında “Evet, benden önce alışveriş yapan kişilerin tercihlerini dikkate alırım” yanıtını verirken, %33‘lük kesim “Hayır, benden önce alışveriş yapan kişilerin terciklerini dikkate almam” şeklinde cevap vermiş. Bu sorumuzu göz önüne alarak alışveriş servislerinin algoritmik tavsiye sistemlerine büyük dikkat göstermesi gerektiğini vurgulayabiliriz.


Weprazzi.com Editör ve Yönecilernden Ali altug Bey'e Teşekkürlermi sunuyorum.

Bu Çalışma siz e-ticaret meraklıları, yönetici veya yönetici adaylarına yararlı olacağına düşünerek sunuyorum.